KELOĞLAN NE DEMEZ ?

‘’Hayatta beka, ancak hareketle kaimdir’’ sözüne rastladığımda özellikle pandemi ile hayatımıza giren mobilite ve gelecek kavramları üzerinden yolculuğa çıkmak istedim bu yazımda. Mobilite kelime olarak ”hareketlilik, hareketli olma durumu, devingenlik” anlamlarına gelmektedir. Yürümek, koşmak, seyahat etmek, göç etmek, keşfetmek mobilite biçimlerine örnek olarak gösterilebilir.

Mobilite (mobility) metafor ve süreç olarak sosyal hayatın merkezinde olduğundan geçmişten geleceğe sosyolojik alanda önemli kırılma noktalarını ifade etmekte de kullanılabilir. Dolayısıyla mobiliteyi anlamak eskiye oranla hele ki evlerimizde daha fazla zaman geçirdiğimiz pandemi döneminde daha da önem kazandı. İnsanların, nesnelerin, bilgilerin ve imajların seyahati sonucunda sosyal hayat ve kültürel biçimler meydana gelmiş ya da yeniden oluşmuşken, bu dönemde ‘hareketliliğin’ kısıtlanması herkesi az ya da çok bu konuda sorgulamaya itmiştir.


Yürüyüşü çok seven biri olarak kendimden örnek vermek gerekirse; bu konuda getirilen haklı yasak ve kısıtlamalar sonucunda arkadaşlarımla telefonda konuşurken ‘’açık havada yürüyebilmek bile lüksmüş’’ diye söylendiğimi biliyorum. Zihnimizin kıvrımlarında belki epey yürüyüşlerimiz, volta atmalarımız oldu; bilmem kaç metrekarelik evlerimize yıllar sonra anlatacağımız kaç hikaye sığdırdık ya da kendimize sözler verdik şunu yapacağım, şuralara da gideceğim, doğada daha fazla zaman geçireceğim diye… Sözlerimizi tutar mıyız bilmem ancak gelecek ile hasbihal etmiş olduk bu durumla…


Lewis Mumford ‘un; “İnsanlık tarihini bu kadar belirsiz ve etkileyici bir hikaye yapan şey, insanın iki farklı dünyada yaşamasıdır; içindeki dünya ve dışındaki dünya. İnsanların zihnindeki dünya, radyumun gücü ve hızı ile maddi şeyleri parçalayan dönüşümlere uğradı.’’ sözü gibi içimizdeki dünya diye bir şey var ve ona kısıtlamalar gelmedi…


Hareketlilik kavramı metafor olarak hayatımızda çokça yer alır. Masallarda ve hikayelerde kahramanın harekete geçmesi hatta çok önemlidir. Örneğin, ‘’Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir Keloğlan varmış. Keloğlan bir gün methini çok duyduğu Cengiz Han’ın hazinesini bulmak üzere yola çıkmış. Eşek sırtında Konya’ya gelmiş. Oradan bir kervana katılarak, İran üzerinden Moğolistan’a gitmiş’’ şeklinde bir çok yolculuğa şahit oluruz masallarda ya da hikayelerde. Kısaca kahraman sıradan bir dünyadan başlayarak, içerden ya da dışardan gelen bir macera ile yola çıkar; o yolculukta çeşitli sınavlardan geçer, bazen düşer en dibi görür… Sonra başa döndüğünde artık kahraman eski o değildir; burada ödülünü alır ve döngüye tekrar devam eder.


İnsan olarak bu döngüde devam ederken, geleceği de merak eden varlıklarız. Hatta bazen bu durumu o kadar abartırız ki, bulunduğumuz o günün, o halin, o yaşın güzelliklerini yaşamadan uğurlarız… Sonuçta geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman dediğimiz üç zaman var elimizde. Geçmiş ve gelecek odaklı yaşadığımızda kaçırdığımız şeyleri daha sonra meditasyonla, nefes alıp vermekle, anı yaşa söylemleriyle, ormana yerleşmekle falan geri getiremeyeceğimizin farkındayız değil mi ?


Kahramanın yolculuğunda hareket hali vardır; örneğin Keloğlan dere tepe düz giderken evde neyi unuttum diye düşünmez artık…Bir engelle karşılaştığında burada ne işim vardı benim demez; zihnim ayrı bedenim ayrı gidiyor deyip yolun kenarında oturup yoga yapayım demez; kendimle kalmak istiyorum sayın canavar lütfen bana zaman ver demez, ayrıca acaba kaç sandık altınım olur, prenses güzel mi acaba diye mükafatını da düşünmez; ödülümü alınca köyüme dönmeyeyim bir karavan alıp herkesten uzak yerlerde tek başıma hayat kurayım da demez. Hatta ödülünü alır köyüne geri döner; ama artık o eskisi gibi değildir… Burada yoga, doğru nefes teknikleri, carpe diem söylemlerini yermek değil niyetim; yoga yapmış biri de olarak bu tür şeylere çok fazla yüklediğimiz anlamları gözden geçirebilmek , bunları doğru yer ve zamanlarda normal bir araç gibi kullanabilmek meselesini tekrar düşünelim derim ama…

Bir kaşif gibi yoluna devam eder kahraman… İnsanın keşfetme duygusu da harekete geçmesi ile perçinleşmemiş miydi hem? Peki keşfedilen neydi?

Sözün de dediği gibi: ”Tüm mucitler önce aynı şeyi keşfettiler: Kendilerini”


Yazımı Türk ressam ve şairlerinden Komet’in ”Esas Mesele idi Fiil” eserinden sade ve yalın mısraları ile sonlandırıyorum.

Başka bir şey keşfetseydik
Belki dünya daha başka olurdu
Belki de daha kötü olabilirdi
O halde tekerleği iyi ki keşfetmişiz
Yoksa kutuları tekerleklere bağlayıp tırrrr
Fırrrrr uzaklara gidemezdik hiç

Hepimize iyi yolculuklar 🙂

“KELOĞLAN NE DEMEZ ?” hakkında 2 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir